facebook twitter Linkedin

Fazıl Say davası nedir, ne değildir?

 

fazil-sayBugün gazetesinin iki yazarı Fazıl Say’ın çarptırıldığı 10 aylık ertelenmiş hapis cezası için kendi köşelerinde ayrı ayrı değerlendirmede bulundu.

Tam bir fikir oluşması açısından iki önemli yazarın bu değerlendirmelerini siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz:


İlk değerlendirme yazısı kendisi eski bir savcı da olan Gültekin Avcı'ya ait. Avcı, "Fazıl Kaybetti, Siz de..." başlığını taşıyan yazısında ana tema olarak "sanatın suçu örtmeyeceğini" belirterek "sanatçının da suç işleme özgürlüğünün olmadığı" üzerinde duruyor.

İşte Gültekin Avcı'nın yazısının tamamı
.






gultekin-avci"FAZIL KAYBETTİ, SİZ DE...

Sanat, suçu örtmez.
Hiçbir sanat mucizesi haksızlığı hakka dönüştüremez. 

Malum koro "Fazıl değil Ömer Hayyam mahkûm oldu, demokrasi adına utanç verici bir karar" diyor.
Fazıl Say'ın retweet ettiği bir ifade şuydu:

''Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun, cennet-i ala meyhane midir/Her mümine 2 huri vereceğim diyorsun cennet-i ala kerhane midir?"

"Bilmem fark ettiniz mi nerede yavşak, adi, magazinci, hırsız, şaklaban varsa hepsi Allahçı. Bu bir paradoks mu?"

Manzum olan ilk tweet Ömer Hayyam'ın olsa bile, ikincisinde ilk tweet'in neden paylaşıldığını gösteren ve Allah'a inanan tüm insanlığa yönelik açık bir hakaret var.

Kaldı ki Ömer Hayyam'ın böyle bir sözü, şiiri veya rubaisi yokmuş.

Velev ki olsun.
Ömer Hayyam'ın kaleminden kâğıda düşen her mürekkep damlası beraat kararıyla birlikte mi düşüyor?

"Eşektir zevki aşkındır başından 
Ne anlar kâinatın gözyaşından."

Bu mısra Tokadizade Şekip'in.

Bugün Tokadizade Şekip'in mısralarıyla köşe yazarı tarifi yaparsak suçu Şekip mi işlemiş oluyor, biz mi?

Alın size Neyzen Tevfik'ten devrin hükümetine yönelik bir dörtlük:

Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
Kürs-i liyakat pezevenk ve puşt olanındır!

İster din veya ister siyaset olsun, böyle bir eleştiri özgürlüğü var mı?

Aşağılama yapılamaz

Neyzen Tevfik'tir sanatçıdır, çılgın şairdir ne yapsa yeridir diyemezsiniz.

Bunu hakaret kastıyla retweet ederseniz, kastınız soruşturulur.

Aynı konuda Twitter ortamına veya dışa yansıyan başka söz ve yazılarınıza bakılır.

Kastın ne olduğu tespit edilir.

Say'ın paylaştığı diğer tweetlere bakalım:

"Müezzin 22 saniyede okudu aksam ezanini yahu. Prestissimmo con fuco!!! Ne acelen var? Sevgili? Raki masasi?"

"Tanrı; uğruna yaşayacağın bir şey mi, öleceğin bir şey mi yoksa hayvanlaşıp öldüreceğin bir şey mi? Bunu da düşün!!"

"Ben ateistim:) diğer yarısını bilmem:))"

İdrak yolları iltihabı olmayan her normal hâkim ve savcı istikrar arz eden bu görünümdeki kastı anlar.
İnsanların dinlerine yönelik de "retweet" yoluyla "ifade özgürlüğü" adı altında aşağılama yapılamaz.

Sonuçta savcı da mahkeme de Ömer Hayyam'ın arkasına saklanarak insanların din ve inançlarını aşağılama numarasını yememiş.

Diğer retweet edenlere neden ceza verilmemiş?

Diğerleri Fazıl Say kadar kamuoyuna mal olmadıklarından tweetlerinin "kamu barışı"nı bozma iktidarı yoktur, 216/3'ün suç unsurları oluşmaz da ondan.

Fazıl Say'ın bu ifadeleri "kamu barışı"nı bozar mıymış?

İnsanların asırlar boyu uğruna can verdiği dinlerine yönelik aşağılamalar, kamu barışına en üst seviyede tehdit oluşturur.

Batı'da 16. asır Katolikler'le Protestanlar arasında sonu gelmeyen din savaşlarına sahne olmadı mı?

Sonunda her iki taraf da birbirlerinin inancına saygı göstermeye razı oldular.

Batı'da "Tolerance" (müsamaha) kelimesi bile bu din savaşlarının sonunda doğmuştur.

Madımak olayında kitleleri infiale sevk edebilmek için Aziz Nesin'in dine karşı olan tavrını kurnazca kullanan derin efendiler etkili olmadı mı?

Salman Rüşdi'nin İslam'a hakaretleri kitleleri harekete geçirmedi mi?

Peygamberimize hakaret eden Danimarkalı karikatüristlerin küstahlığı "sizler" gibi beyaz bir azınlığı olmasa da tüm Türkiye'yi üstelik devlet seviyesinde harekete geçirmedi mi?

AİHM'in 2 önemli emsal kararı var.

Emsal olarak gösterildi

İlki AİHM'in, 1994 tarihli "Otto-Preminger" kararı.

Bu karar Hıristiyanlığa hakaret içeren yayınların "ifade/düşünce özgürlüğü" kapsamında
değerlendirilemeyeceğini gösterdi.

İkincisi, Türkiye aleyhinde açılmış olan "İ.A." davası.

Fransa'da yaşayan Berfin Yayınevi'nin sahibi İ.A, 1993'te Abdullah Rıza Ergüven'e ait "Yasak Tümceler" adlı bir kitap yayımladı.

Türkiye kitabı Allah'a ve dine hakaret içerdiği gerekçesiyle 1994 yılında yasakladı.

AİHM kitabı yasaklayan Türkiye'yi haklı buldu. İfade özgürlüğünün, İslam dinine hakaret etmeyi
kapsayamayacağını belirtti. Başvuruyu reddederek "Otto-Preminger" kararını da emsal olarak gösterdi.

İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararı isabetlidir, hukukidir.

Sanatçı eserinin üstünde bir siyasallık gösterdiğinde, karşı sosyal ve siyasal reddiyelere açıktır. 

İtirazı olamaz ben sanatçıyım diye.

Saygıdeğer olan sadece piyanoya hasredilen bir sanattır.

Çaldığın piyanoyu sövgülerine payanda yaparsan hukuk ve toplum sanatçı olduğunu unutur.

Kucağında yaşadığı topluma devamlı söven bir "sanatçı"nın kendisine vatan araması doğaldır.

Sanatçı hangi toplumun çocuğu olduğunu kendi seçer. 

Bırakın Fazıl Say da seçsin. 

Dine hakaret ifade özgürlüğü değildir, öğrenin artık.
"

Fazıl Say'la ilgili düşüncelerini köşesine taşıyan bir diğer yazar da Ali Atıf Bir oldu. Ali Atıf Bir'in yazısı da şöyle:

ali-atif-bir"FAZIL SAY'IN TWEET'LERİ NORMAL Mİ?

Hukuki kurallarla sosyal olaylar arasında ilişki olduğunu kimse reddedemez. Bu alana hukuk sosyolojisi denir ve Fazıl Say'a verilen cezayı bu alana girmeden çözümleyemezsiniz.

İfade özgürlüğünün anavatanı ABD değil midir? ABD'dir. Kuşkusu olan var mıdır? Yoktur. Ama ABD'de herhangi birine "Pis zenci" derseniz yargılanır ve ceza alırsınız.

Türkiye'deyse canınızın istediği kadar birine "Pis zenci" diye seslenebilirsiniz. "Siyah-beyaz" sorunumuz yani "ırk ayrımcılığı" olmadığı için kimse size aldırmaz, hatta güler geçer.

ABD'de ve Avrupa ülkelerindeyse "İslam korkusuna" rağmen dini aşağılama yoktur. İnanan, Müslüman, sakallı, türbanlı ikinci sınıf vatandaş olarak görülmez, aşağılanmaz.

Bizdeyse laikler "şeriatçı" diye tanımladıkları "insanlara" (Müslüman demek istemiyorum çünkü bu ülkede çoğunluk Müslüman) bir zamanlar Recep Tayyip Erdoğan'ın ifade ettiği gibi "zenci" muamelesi yaptılar.

Nasıl bu kadar nefret dolu...

Sözcü'nün diline bakın ne dediğimi anlarsınız. Üstelik bu "aşağılama" dili hâlâ geçerli bir dil. Sözcü dışında da bir tarafın dilinde oldukça hakim. Sözcü sadece bu dilin yansıması.

Ancak Beyaz Türkler'in kafasında öyle bir karmaşa var ki, kimine göre bütün AK Partililer şeriatçı, kimine göre kadın eli sıkmayan şeriatçı, kimine göreyse takunya ayağında tuvalette abdestini alan şeriatçı... Ama hepsi onlara göre daha az eğitimli, daha düşük, daha seviyesiz, daha aşağılık insanlar.

Dolayısıyla bizde sosyo-alt kültürel şartlanmanın yarattığı bir "dini ayrımcılık" sorunu var ve bu nedenle 'siyaset' Türk Ceza Kanunu'na şu maddeyi ekleyince kimsenin sesi çıkmamış:

"Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır." (madde 216/3)
TCK'da böyle bir madde varsa, bu saatten sonra artık Fazıl Say "Neden ceza aldı, bu ülke nereye gidiyor" diye düşünmemek gerekir.

Eğer hakimin önüne bir dosya gelirse maddeye bakar, fiile bakar ve kararını verir. Bana göre de Fazıl Say'ın tweet'leri "kamu barışını bozmaya elverişli" değil, gördüğünüz gibi bozulmadı da... Üstelik de Twitter hâlâ "yeterince aleni" bir ortam değil. Dolayısıyla Fazıl Say'ın aldığı cezada sorun var.
Ama düşünmemiz gereken, bu kadar üst kültür seviyesine müzik üreten, dünyaya yabancı olmayan, 72 ülkede konser veren birinin "Allahçı"lara karşı nasıl bu kadar nefret dolu olduğu ve onları gözünü kırpmadan aşağılayabildiği...

Yani inanan inanmayan ayrımı yaptığı...

Türkiye normal bir ülke değil. Normal bir ülkede böyle "ifade özgürlüğünü" kısıtlayan kanunlar olmaz. Ama Fazıl Saylar da "normal" değil, ayrımcılıklarının farkında bile değiller. Onlar "normal" olmadığı sürece de Türkiye üçüncü dünya ülkesi gibi algılanmaya devam edecek...
Çok yazık çok...

Çekirgelik

Suçun olduğu yerde adalet yoktur. Eflatun
"


TarihViews
Total1059
Cum. 211

----------------------------------

Beğendiklerinizi Sosyal Paylaşın!  

Yorumlar   

 
+1 #3 m.kapkıner 20-04-2013 17:19
Hayatımda söylediğin şeyleri yapmadım. Dinime sövene daha başka sövemediğim için; ona iltifat ettim; mesela hayvan demedim.
Alıntı
 
 
+1 #2 Hasan K. 20-04-2013 13:57
Alıntılandı m.kapkıner:
Ben, bu, akraba evliliğinden doğmuş gibi görünen çocuk

sayın Kapkıner, şeklinde bir niteleme ile insanları cins, tip, şekil ve köken itibarı ile bir ayrıma tabi tutmuş olmuyor mu. Ha bu ilgili tipitip'e "uza kardeşim, ense traşını görelim" derdim ama elemana embesil gibi yakıştırmalar yapmam gerekirken yapmıyorum.
:)
saygılar....
Alıntı
 
 
+4 #1 m.kapkıner 19-04-2013 22:58
Ben, bu, akraba evliliğinden doğmuş gibi görünen çocukla bir gün karşılaşacak olsam, ona 'dümbelek çalmayı bilip bilmediğini' sorardım. Yüksek bir yüzdeyle bilmediğini söyleyecektir. O zaman 'naş!' derdim, 'uza!'.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kültür Sanat

Okunasılar

Benzer Haberler

cialis online adderall buy accutane